Turk Bayrağı

SON YAZILARIM

KATEGORİLERİM

ARKADAŞLARIM

BAĞLANTILARIM

Glitter Graphics


Esma-ul Husna
Glitter Graphics

-

Glitter Graphics

-

Seni kaybettik bebek; insanlığımızı kaybettik…
O emzikten acıyı emdin çoğu zaman…
Şimdi senin için kurtuluş vakti…
Biz kendimize acıyalım bebek…
Bilmem kaç milyarlık İslam âlemi (!) senin başını okşayamadı… Vicdanlar sükût etti…
Kefenlediğimiz senin minicik vücudun değil ruhlarımızdı.
Ruhlarımızı gömdük toprağa…
Arkandan ağıtlar yaktık, dualar ettik; ama aslında yaptığımız sadece nefsi tatminden öte bir şey değildi.
Kendimizce bir şeyler yapıyoruz gösterişiydi belki de yapılan her şey…
Bak, işin edebiyatını güzel yaptık; güzel şiirler yazdık, marşlar okuduk…
Gönderdiklerimiz kefen paran mıydı bebek ?
Seni yaşatamadık bari kefen paranı göndererek vicdanımızı susturalım düşüncesi mi bağladı ellerimizi ayaklarımızı ?
Sen, gülen herkese gülerdin bebek…
Bilmezdin şiddeti, acıyı ve kötülüğü…
Büyükler ne kadar da kötüymüş bebek…
Bir kez daha insanlığın sükûtunu gördük sende…
Sana bedenimizi kurban edemedik bebek…
Sen kurban oldun bizim için…
Yeni bebekler ölmesin, çocuklar annesiz babasız kalmasın için miydi kurban oluşun ?
300 yüzyıllık uykunun sabahında kılınacak namazın abdesti senin kanınla mı alınacaktı ?
Erken gittin bebek…
Belki de biz çok geç kaldık…
Şimdi sen en güzel bahçelerde dolaşıyorsun…
Biz ne mi yapıyoruz bebek ?
Geride kalanlar ne mi yapıyor ?
İnsanlığımızı arıyoruz bebek, Filistin’de bir kez daha kaybettiğimiz insanlığımızı…

Hakan  BAYSAL - www.samanyoluhaber.com

.

YÜREĞİM  YANIYOR  DOSTLAR !...

Yüreğim  yanıyor ...  Elimden  hiçbir  şey  gelmemesi  kahrediyor  beni ...

Yüce  Rabbime  dualar  ediyorum , mazlumları  koruması  için...

Kendi  çapımda  yüzyılın  en  büyük  vahşet  sahibi  olan , çocuk  katili 
İsrail’ i 

KINIYORUM.

Onları  Allah’a (c.c.)  havale  ediyor  ve  oradaki  Müslüman  kardeşlerime  sabır diliyorum. Allah (c.c.)  yâr  ve  yardımcıları  olsun.

.

          Zekânın ne olduğu, nasıl geliştiği, nasıl ölçülmesi gerektiği konusundaki tartışmaların başlangıcı, çok eskilere dayanmakta ve günümüzde de devam etmektedir. Zekâ ile ilgili ilk çalışmalar, zekâ testleri alanında ağırlık kazanmıştır.
          Son zamanlarda ise, zekâ testlerinin gerçeği yansıtmadığını; çünkü zekânın birden çok etmenden oluştuğu savunulmaktadır. Bu alandaki ilk çalışmaları yapan, Thurstone’dir. Daha sonra benzer bir zekâ modeli geliştiren, Guilford olmuştur. Zekânın tek boyutlu olmadığına dâir çalışmalar artmakta ve bu alandaki yaklaşımlar, bilim dünyasında her geçen gün biraz daha kabul görmektedir. Bu konudaki en önemli çıkışı yapan, Howard Gardner olmuştur. Çoklu zekâ kuramını geliştiren Gardner, zekânın tek boyuttan oluşmadığını, insanda birçok zekâ türünün olduğunu savunmuştur. İnsanların yetenek diye nitelediği alanlar, Gardner tarafından zekâ olarak isimlendirilmiştir.
          Klasik zekâ testlerinde, bireyi tek bir zekâ bölümü (IQ) belirliyordu. Bu zekâ testleri, bireyin diğer yeteneklerini saptayamıyordu. Zekâ testleri sonuçlarına göre IQ’ su düşük olan çocukların birçoğu; müzik, resim, spor, politika alanlarında başarı gösterebilmişlerdir. Çoklu zekâ kuramına göre, bireyde birden fazla zekâ bulunmakta ve bu zekâ türleri birbirinden bağımsız oldukları için ayrı ayrı kullanılıp geliştirilebilir. Çocuğun başarıya ulaşabilmesi için, IQ’ sunun yüksel olması o kadar önemli değildir; çünkü klasik zekâ teorisi matematiksel ve sözel zekâ olmak üzere iki zekâdan söz ediliyordu, çoklu zekâ kuramında ise sekiz tür zekâ vardır.
          Birinde başarı göstermeyen bir diğerinde başarılı olabilir yani zeki olmanın sekiz yolu olduğu belirtiliyor. Önemli olan bu zekâyı ortaya çıkartıp doğru yönlendirmek ve bu alanda ilerlemesini sağlamak için gerekli cesaretle donatmaktır. Çoklu zekâ kuramının ilk modelinde 7 çeşit zekâya yer veriliyor, sonraki yıllarda doğalcı zekâ da eklenerek, insanlarda 8 zekâ türü olduğu belirtiliyor. Her insan da bu zekâ türleri belli ölçülerde bulunur; fakat zekâ türlerinin insanlardaki dağılımı, farklılık gösterir. Örneğin, kimi insanda mantıksal zekâ öne çıkarken, bir başkasında bedensel zekâ önde olur. Her insan, bir başka insandan farklı bir zekâ karışımına sahiptir. Ayrıca zekâlar, çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilir. Örneğin, bedensel zekâya sahip olan kimi insan cerrah olurken, kimi de koşucu olabilir. Bundan dolayı, çocuğun potansiyel zekâsını ortaya çıkartmak yerine, çocuğun zekâsını kullandığı alan üzerinde durmak gerekir. Gardner’e göre zekâ türleri şunlardır :

1. Dilsel / Sözel Zekâ : Güçlü bir hâfızaya sahiptir.Hikâye ve olayları anlatma becerisine sahiptir. Hayal gücü geniştir ve çok güzel öyküler anlatabilir ve yazabilir.Sözcük hazinesi geniştir ve sözcük oyunları oynamayı sever. Sözcükleri, yazılı ve sözlü olarak kullanma yeteneği yüksektir. Dildeki bütün unsuzlarını kullanma becerisine sahiptir. Çok iyi iletişim kurar. Okumaya, yazmaya ve ezberlemeye ilgisi fazladır. Yabancı dil öğrenmede zorluk çekmez. Politikacılarda, şairlerde, yazarlarda, senaristlerde, gazetecilerde bulunan zekâ türüdür.
2. Matematiksel / Mantıksal Zekâ : Matematiğe ve hesaplara yatkındır. Zihinde sayısal ilişkileri çok iyi kavrar ve düzenler. Sayı ve sembolleri çok iyi kullanır.Satranç gibi strateji ve mantık oyunlarına ilgisi vardır. Bul tak ve yap bozları sever.Üst düzey düşünce becerilerini kullanır.Sıralı hesapları, tümdengelim ve tümevarım düşünme yeteneği yüksektir.Karmaşık ilişkileri algılar, neden-sonuç ilişkilerini bulur ve çok mükemmel akıl yürütür.Motorlu ve elektrikli araçların düzeneklerini ve çalışma biçimlerini merak eder ve öğrenir. Matematikçilerde, bilim adamlarında ve mucitlerde bulunan bir zekâ türüdür.
3. Görsel / Alansal Zekâ : Mekansal ilişkileri çok iyi kavrar. Görüntüleri zihninde çok iyi canlandırır. Gördüğü alanları çok net hatırlar. Harita, grafik ve şekillerden çok iyi anlar. Görsel sanata ve görsel etkinliklere ilgisi fazladır. Şekiller arasındaki ayrıntılara önem verir. Alanda yönelebilme yeteneğine sahiptir. Nesneler arasındaki mesafesi gerçek ölçülere yakın tahminlerde bulunur. Hareketli bir hayal dünyası vardır. Ressamlarda, heykeltıraşlarda, avcılarda, mimarlarda, tasarımcılarda ve grafikerlerde bulunana bir zekâ türüdür.
4. Bedensel / Kinestetik Zekâ : Akıl ve beden arasında olağanüstü bir uyum vardır. Beden hareketleri çok esnektir. Adeta otomatik bir makine gibi çalışır. Enerji doludur; bu nedenle, daima hareket halindedir. İnce ve kaba motor becerileri çok iyi gelişmiştir. Birçok spor dalına ilgi duyar ve hepsinde de başarılıdır. Dansçılarda, sporcularda, cerrahlarda, zihin-beden koordinasyonunu gerektiren meslek sahiplerinde bulunana bir zekâ türüdür.

5. Müziksel / Ritmik Zekâ : En erken ortaya çıkan ve en erken fark edilen zekâ çeşididir. Seslere karşı duyarlıdır. Ritmik sezgisi güçlüdür. Birden çok müziği ve sesi birbirinden ayırt edebilir. Duygularını müzikle ifâde etmeyi daha çok sever. Müzik aletlerine ilgisi vardır ve birkaçını çalabilir. Duyduğu ritmi taklit edebilir.Özgün ritimler yapabilir. Notalara tepki verebilme kapasitesi yüksektir. Notayı çok kolay öğrenir. Özgün müziksel çalışmalar yapabilir. Beden hareketlerini müzikle bütünleştirebilir. Bestecilerde, şarkıcılarda, ses teknisyenlerine, müzik aleti yapanlarda bulunana bir zekâ türüdür.
6. Sosyal / Kişiler Arası Zekâ : İnsanları çok iyi tanır. İnsan davranışlarını yorumlama yeteneğine sahiptir. İnsanlarla çok iyi ilişkiler kurar, bu sebeple çok sayıda arkadaşı vardır. Arkadaşlarının sorunlarıyla ilgilenir, onları dinler ve önerilerde bulunur. Liderlik özelliği ve işbirliği yapabilme özelliği baskındır. Çok iyi empati kurar. Karşısındakinin ruhsal durumuna karşı duyarlılık gösterir. Terapistlerde, öğretmenlerde, satış elemanlarında bulunan bir zekâ türüdür.
7. Kişiye Dönük / İçsel Zekâ : En geç gelişen ve ortaya çıkan zekâ türlerinden biridir. Kendini çok iyi tanır. Güçlü ve zayıf yönlerini bilir. Ne zaman ve nasıl davranması gerektiğini bilir. Kendine güveni yüksektir ve kendi davranışlarını çok iyi değerlendirir.Yalnız çalışmayı sever ve bağımsız davranır ; çünkü kendi kendine yetebileceğine inanır. Psikiyatristlerde, filozoflarda bulunan bir zekâ türüdür.
8. Doğacı Zekâ : Çok geç ortaya çıkan bir zekâ türüdür. Doğa olaylarına karşı duyarlıdır. Canlı ve cansız varlıklara karşı ilgi duyar; onları sever, korur ve onlar hakkında araştırmalar yapar. Gökyüzüne, denizlere, coğrafik bilgilere, bitkilere ve hayvanlara ilişkin detaylı bilgilere sahiptir. Yolculuk yapmayı, yeni yerler görmeyi sever. Belgeseller seyreder, doğa ve gezi kitaplarını, dergilerini okur. Doğanın insanlar ; insanların da doğa üzerindeki etkilerini inceler. Botanikçilerde, veterinerlerde, doğa fotoğrafçılarında bulunan bir zekâ türüdür.

                                                     Zekâ / Yetenek Geliştirici Etkinlikler

                Zekâ türleri, çevresel koşulların düzenlenmesiyle geliştirilebilir. Uyaran zenginliği ve dengeli beslenmenin zekâ üzerinde ciddi boyutlarda olumlu etkisi kanıtlanmıştır. Çocukta bulunan zekâ türüne uygun etkinlikler yapılırsa çocuğun zekâsı gelişerek ulaşılması gereken hedefe varır. Eğitim kurumlarında, bireysel farklar dikkate alındığı zaman daha iyi sonuçlar elde edilir ve birçok alanda başarılara imza atan öğrenciler yetişir. Matematik ve fen dersleri önemsendiği kadar, müzik ve resim dersleri de önemsenmelidir.. Binlerce çocuğun zekâsı fark edilemediği için ya hebâ olmaktadır ya da yanlış yollara kaymaktadır. Çocuklara uygun koşullar hazırlandığında ve yeteneklerini sınama fırsatı verildiğinde, gerçek zekâları kuşkusuz ortaya çıkacaktır. Gardner’e göre, çoklu zekâ türlerini ortaya çıkarmak için çeşitli ölçek ve testlerin hazırlanması doğru değildir; çünkü zekâ, testlerle ölçülemeyecek kadar karışıktır ve ölçüm sonuçları çocuklar için bir yarar sağlayamaz. Çocuktaki zekâ türünü belirlemek için birçok yöntem birlikte kullanılmalıdır. Çocukla görüşme, çocuğun gözlenmesi ve çocuğun geçmişteki notları, etkinliklerdeki başarıları ve davranışlarının incelenmesi sonucunda, çocuğun güçlü ve zayıf yönleri belirlenir, yani var olan zekâ türleri hakkında doğru sonuçlara ulaşılabilir.

Kaynak : Çocuk Gelişiminde Yaşanan Sorunlar, Çetin Özbey, İnkılap Kitapevi, İstanbul, 2006.

.



Kuran'ın bir ayetinde rüzgarların " aşılama " özelliğine ve bunun sonucunda yağmurun oluştuğuna dikkat çekilir :
" Ve aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri suladık..." (Hicr Suresi, 22)

        Ayette, yağmur oluşumundaki ilk aşamanın rüzgarlar olduğuna dikkat çekilmektedir. Oysa bu yüzyılın başlarına kadar, rüzgarla yağmurun yağması arasındaki tek ilişki rüzgarın bulutları sürüklemesi olarak biliniyordu. Modern meteorolojik bulgular ise rüzgarların yağmurun oluşumunda " aşılayıcı " rol oynadıklarını gösterdi.
       Rüzgarların bu aşılama özelliği şöyle gerçekleşir :
Okyanusların ve denizlerin yüzeyinde, köpüklenme nedeniyle her an sayısız hava kabarcığı oluşmaktadır. Bu kabarcıklar patladıkları anda, milimetrenin 100'de biri çapındaki binlerce parçacığı havaya fırlatırlar. "Aerosol" adı verilen bu parçacıklar, rüzgarlar sayesinde karalardan gelen tozlarla karışarak atmosferin üst katmanlarına taşınır. Rüzgarların bu şekilde yükseklere taşıdığı parçacıklar, burada su buharı ile temas eder. Su buharı da bu parçacıkların etrafına toplanarak yoğunlaşır ve su damlacıklarına dönüşür. Bu su damlacıkları önce biraraya gelerek bulutları oluşturur, bir süre sonra da yağmur olarak yeryüzüne iner.
         Görüldüğü gibi rüzgarlar, havada serbest halde bulunan su buharını denizlerden taşıdıkları parçacıklarla "aşılamakta" ve böylece yağmur bulutlarının oluşumunu sağlamaktadır.
         Eğer rüzgarların bu özelliği olmasa, yüksek atmosferdeki su damlacıkları hiçbir zaman oluşamayacak ve yağmur diye bir şey de olmayacaktı.
Burada önemli olan nokta ise, rüzgarların yağmur oluşumundaki bu kritik görevinin asırlar önce Kuran ayetinde bildirilmiş olmasıdır. Hem de insanların doğa olayları hakkında hemen hiçbir şey bilmedikleri bir devirde...
         Dalgalar suyun üzerinde esen rüzgarlar sayesinde oluşur. Rüzgarlarla birlikte su zerrecikleri dairesel olarak hareket etmeye başlar. Bu hareket kısa bir süre sonra arka arkaya eklenen dalgaları oluşturacak ve dalgalarla birlikte oluşan hava kabarcıkları havaya yayılacaktır. İşte bu yağmurun oluşmasındaki ilk aşamadır. Bu oluşum ayette de aşılayıcılar olarak rüzgarların gönderilmesi ve bu sayede gökten su indirildiği şeklinde haber verilmektedir.
.


MİRAÇ

"Yeryüzü yaratıldığı günden itibaren gökteki yıldızlar böyle bir şehrâyine (şenlik) asla şahit olmamışlardır. Öyle ki o gece âdeta yıldızlar, kaldırım taşları gibi O Dürr-ü Yektâ'nın ayaklarının altına serilmiştir."

 

Kapatın gözlerinizi
Ve karanlığı seyredin.
İşte böyle bir gece.
Mekke'de bir gece
Yorgunluk havada
Gariplik suda
Simsiyah bir sessizlik
Uyku bile uykuda.
Kâbe'nin hatîm kısmında
Yanı üzre yatan biri var
Yıl hüzün yılı
Ebu Talib yok
Yıl hüzün yılı
Vefakâr eş
Haticetül kübrâ yok.
Kâbe'nin hatîm kısmında
Yanı üzre yatan biri var
Teselli arayan kalp
Hüzünle çarpan kalp
O'nun kalbi.
Ve ayak sesleri
Yıldızlar ışıldıyor.
Bu ayak sesleri göklerden
Yol veriyor yıldızlar.
Semâdan inenler var.
İzin verseydi Allah
Kâinat inerdi yere
Çünkü kâbe'nin hatîm kısmında yatan
Sultân-ı levlâk'tır.
Habîb-i zîşândır o
Nur-u hüda'dır.
Merhamet ufkunun nazlı güneşi
Kainatın biricik çiçeğidir o.
İzin verseydi allah
Âlemler inerdi yere
Oysa emir yalnız cebrail'e
Ve yalnız cebrail iner yere
Kalk ya rasulallah
Semada melekler seni bekler
Taif'te taşlanan yüzüne hasret
Alaya alınan sözüne hasret
Seni bekler melekler.
Yer yüzünde vefa yok mu?
Seni teselli edecek birini mi arıyor kalbin.
Sevdiklerin bir bir uçuyor mu elinden?
Davetini hafife mı aldılar?
Üzülme ve aç gözlerini
Öteler bekliyor seni
Bu gece kainat adını anacak,
Aç gözlerini ki alemler nazarına kanacak.
Burak, senin için uçacak.
Aç gözlerini ya habiballah
Bu gecenin adına isra diyecek allah.
Ey yedi kat sema aç kapılarını,
Ve haber ver hasretle bekleyen peygamberlere
Deki hazreti Adem'e;
Cennetin kapısına adı yazılan
İsminin hatrına af istediğin
Salih oğul geliyor.
Söyle İsa'ya:
Kuytu köşelerde
Havarilerinle Allah'a sığınırken,
Bir adım ötedeymiş gibi kokusunu aldığın
Ve insanlığa gelişini müjdelediğin
Ahmet geliyor.
Yusuf'a, İdris'e, Harun'a söyle
Musa'ya deki:
Vasıflarına hayran olup da
Ümmetinden olmak istediğin
Salih kardeş geliyor.
Müjde ver İbrahim Peygamber'e:
Dua dua yalvarıp
Gelmesini istediğin oğul geliyor
Aç kapılarını ey yedi kat sema
Bu gelen Muhammed Mustafa
Cebrail yol gösterir
Ve yürür sultanlar sultanı
Bu nasıl bir yürüyüştür.
Bu nasıl bir eda?
İnci inci ter mübarek alınlarında
Baştan ayağa edep var
Attığı her adımda.
Sultanım,
Cennetler gösterilirken o gece
Ümmetini hayal ettin mi cennette?
Cehennemin alevleri selamlarken seni,
Gözyaşlarını gördü mü Cebrail?
Ümmetim dedin mi?
Sen unutmazsın bizi bunda kuşku yok
Tahiyyat duası haber verdi bize
Sen bizi hiçbir yerde
Hiçbir zaman unutmadın
İnşallah biz de seni unutanlardan olmayız.
Allah seni unutturmasın bize.
Bir söz sultanının dediği gibi
Eğer günahlarımızdan dolayı girersek cehenneme
Ve Allah biran olsun açarsa ufkumuzu
Talaal bedru aleyna diyeceğiz.
Miraç gecesi
Yürüdü rasulullah
Cebrail önde
Bir gece yürüyüşüyle
Yürüdüler… Yükseldiler.
Yükseldikçe yükseldiler.
Cebrail durdu birden,
Ya rasulallah, benimle buraya kadar.
Efendimiz niçin diye sordu
Burası sidre-i münteha'dır
Bir adım daha atarsam, yanarım, kavrulurum.
Allah rasulu, sordular:
Nasıl gidilir sidre-i münteha'da?
Cibril-i emin cevap verdi:
Aşkla!
Aşkla gidilir ya rasulallah
Aşkla gidilir ya habiballah
Aşkla gidilir ya nebiyyallah
Yürü sultanım yol senindir!
Aşk vadisinde mühür senin.
Söz senindir hal senindir.
Muhabbetin adı sensin.
Varlıkların tadı sensin
Yürü ve selamını ilet
Gözü yaşlı ümmetinin
Sensiz bunca yetimin
İlet selamını
Ahir zamanın ahını
Yüceler yücesine ilet
Sultanım
Sen dönerken miraçtan
İlahi hediyelerle
Bizim için miraç olan
Beş vakit namazla,
Bakara suresinin son iki ayetiyle
Ve şirke düşmeyenin affedilebileceği müjdesiyle
Dönerken sen miraçtan
Biz ahir zamandan
Ebu Bekir edasıyla bakıyoruz sana
"O söylediyse doğrudur"
Rasulullah söylediyse doğrudur.
Ve bir ayetin sıcaklğı sarıyor
Kainatin kalbini:
Her türlü noksanlıktan münezzeh olan allah
Kulunu geceleyin mescid-i haram'dan alıp,
Kendisine bir takım ayetler gösterelim diye
Etrafını mübarek kıldığımız
Mescid-i aksa'ya götürdü.
Çünkü, işiten ve bilen odur.
Şimdi açın gözlerinizi
Ve mîrâc'a hazırlanın

Dursun Ali Erzincanlı

.

« ÖNCEKİ ::